Sayfalar

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Cemal Süreya - Sevda Sözleri

Nasıl anlatmalıyım bilmiyorum yazarın kendine has bir üslubu var bu muhakkak,bazı şiirlerine bayıldım alıntılarda yaptım ve onları sizinle paylaşmak istiyorum.Hayran olmamak elde değil şiir sevenler muhakkak kütüphanelerinde olması gereken bir kitap alın okuyun....



Yapı Kredi Yayınları
320 sayfa


Cemal Süreya, Cumhuriyet Dönemi şiirinin en özel 'vitamin'iydi. Lirik, erotik, politik gür bir ırmak. Sevda Sözleri bu büyük ustanın bütün şiirlerini bir araya getiriyor. Öyle bir bütünlük ki bu, sıcak, tılsımlı ve ölümsüz... 

(Arka Kapaktan) 



ÖNCELEYİN



Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar
Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların
Sonra her şey çıkıp geldi

Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde
Sen çıkardın utancını duvara astın
Ben masanın üstüne kodum kuralları
Her şey işte böyle oldu önce






ÜLKE'den



"Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
...
Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa
...
...
Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi
Bir günler şölenlerle egemen ülkende
Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
N'olur ağzından başlıyarak soyunmaya
Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
Çık gel bir kez daha çıkıntılardan
Çık gel bir kez daha bozguna uğrat"

 

 

 

 

 

 

 


"Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası"


"Yine de yine de sevişirken
Kullandığımız her kelime
Hırsızın devirdiği eşya."



"iki şey: aşk ve şiir
mutsuzlukla beslenir biri
biri ona dönüşür."


 




TEK YASAK


Özgürlüğün geldiği gün
O gün ölmek yasak!


BANKO


Biber ki yasa dışı önderidir sebzelerin:
Şu sofrada ikimiz için de vur emri!
Sözcükler alevler içinde nasıl da serin!
Orta yerde durmuyor bir türlü yumru.

Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni:
Kulüp rakısının üstündeki resim, bir;
Ortak arkadaşımız prens hayati, iki;
Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir.

Bekarlara ev vermiyorlar, doğru;
Evlilere kız vermedikleri de doğru,
Bu yüzden bir gün seni bırakırım ya,
Tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu.

Evet, gün geliyor bıkıyorum senden
Ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey bu,

Git, istersen, cüzam kap bir yerlerden,
Görmek istersen, nicedir, tutkunluğumu.


"Ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum"


MUT(SUZ)

Kim istemez mutlu olmayı
Mutsuzluğa da var mısın?
 ÜSTÜ KALSIN



Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...




kim istemez mutlu olmayı 
mutsuzluğa da var mısın? demiş olan şair. 
/Birinci eşinden ayrılırken eşine '' Sen Cemal Süreyya üniversitesini bitirdin hadi şimdi git yaşa diyen şair./İmzasına dikey bakıldığında kendi resminin gözüktüğü şair.ikinci yeni şiirinin öncü isimlerindendir



 
 

birde bu şiire bayıldım

BİR GÜN 

Bir gün seni bırakırım ya 

tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu 

Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden, 

ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey olur bu. 

 

 

ve bu diziler takdire şayan

bakarsın en güvendiğin kişi 

karşı tarafın şahidi olmuş 

işte acıdır buda 

ölümden de korkusundan da.






siz, saatleri yaşadınız. zamantaşlarını. niceldir saatler. adsızsırlar. renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar.
aylar birbirinin içinden yürüyebilir. ağustosta bile marta gönderme vardır. yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
günlerse bambaşka. bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
siz, saatleri yaşadınız. henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. tanığınızım.
aylar ayları açıklıyor.
saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
açıklanmayan tek şey aşk: en büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.

denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.
kent yıkılıyor. sokaklar uçtan uca kazılmış. sesimiz radyasyon içinde. mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. gözlem evinde art arda mevsimler sökülür.
mahşerin ortalık yerinde size rastladık. elinizi şuramıza koydunuz.
sürgündük. göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. yanınızda göçmen olduk. bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.
güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
gerçek neydi biliyor musunuz: her şey.
yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? hayat kanıtı. birbirimizin her yönden çağdaşıyız.
siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan.
kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
saatlerle yaşadınız. düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
kızböceği de göründü. gece de uçmaya başlamış.
bakır kaptan günlük kokusu yayılır.
geceyle birlikte.
gece de.
sen serpin, sen nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. benziyordunuz. aynı kişi miydiniz?
iki din var: siyah ve beyaz. gerisi?...
favorilerim:

16 Ağustos 2013 Cuma

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Bir Beslemenin Günlüğü


Kölelik sistemiyle sömürülen zencilerin yok pahasına çalışıp elde edilen mahsülle beyaz efendilerin refah içinde yaşadığı bu yıllarda; küçük Lavinia ile ne yapacağını kimse bilemez. Beyaz olduğu için köle değildir, ama malikaneye de ait değildir. Lavinia mutfakta çalışan zenci ailesini benimser. Onların hayatını paylaşır ama beyaz bir kız olduğu için günün birinde zenci ailesinden ayrılmak zorunda kalacaktır.
alıntıdır:kitapmuhabbeti




Herkese merhaba ;sonunda bir kitap bitirebildim ve yorumlayabileceğim yorumlarım kısa ve öz olsun istiyorum bu zamana kadar blog arkadaşlarım hani uzun yazma vs demedi gerçi ama kısa öz olunca daha iyi oluyor özellikle can alıcı noktalarını söylüyorum ki buna ilgi duyan arkadaşlar ona göre alsın okusunlar diye.Ya da alıp almamak da karar versinler diye.

Öncelikle konusuna değineceğim Yazar bunu yazarken kendi hayatından bir esinti ilham ile birden yazmaya başlamış ve kökenlerinde bir yerde bu küçük kızın olduğunu farketmiş.
Ailesini kaybetmiş 18. yy Amerikasında bir geminin kaptanı tarafından alınıp getirilen beyaz tenli bir besleme kızın öyküsü bu,kimi yerde ağlayasım geldi haykırasım geldi kimi yerde kimin iyi kimin kötü olduğuna karar veremedim,
kölelik,sınıf ayrımı ve 18 yy okumaktan hoşlanıyorsanız biraz duygusal biraz aşk biraz acıma ve nefret gibi duygular tam şu sıra okuyacağım kitap diyorsanız kesinlikle tavsiye ederim,sonu beklediğim gibi bitti o kadar kötü olaylar oluyor ki ölenler acımasızlıklar ve hayata karşı küçük kızın verdiği mücadeleler beni çok etkiledi ilk kez bu tarz bir kitap okudum ki ben beğenmişsem tarihi aşk okuyan yada böyle eski dönemlerde geçen romanlardan hoşlanan arkadaşlar kesinlikle sevecektir ama ben duygusuzum öle ağır duygusal kitap sevmem derseniz hiç elinize almayın sizi sıkar.
Ben kendi adıma tam not veriyorum.
Martı Yayınlarına facebook yarışmasında bu kitabı bana hediye ettikleri için de çok teşekkür ediyorum.

iyilerle kötüleri yazmayacağım başta çok kararsız kalıyor insan bu iyi birimi bu da kötü heralde diye ama bazı yerlerde işler öyle tersine dönüyor ki şaşırıyorsunuz

Baş kahramanımız lavinia ve Belle .Kitapta bu iki kişinin günlükleri şeklinde.Bir lavinia anlatıyor bir Belle bölüm bölüm ve bu çok hoşuma giden birşey günlük tarzı okumak.



Kütüphane Alışverişi

daha önceki kütüphane cicilerimi bıraktım malesef okuyamadım onları belki başka bahara kendimi yaz sezonu için bunlara adapte ettim ki şuanda halimden memnunum bir yandan bir beslemenin günlüğünü okuyorum bir yandan cemal süreyya sevda sözlerini ,diğerlerinede sonra başlayacağım hepsi harika görünüyor



sevda sözleri şiir kitabından çok beğendiğim bir şiir

11 Ağustos 2013 Pazar

ARILAR ELEKTRİKLE Mİ HABERLEŞİYOR? .....


Bal arıları, uçarken kanatlarını birbirine ve vücutlarına değdirdiklerinde sürtünmeden dolayı oluşan elektrik alanlarını kullanarak iletişim kuruyor olabilirler mi? Araştırmacılar, arıların vücutlarında oluşan elektrik alanlarının, antenleri kıpırdatarak beyinlerinde anlamlı sinyaller oluşturduğuna dair kanıtlar buldular. Arıların vızıldayarak uçarken vücutlarında elektriksel bir yük biriktirdikleri bilinen bir gerçekti. İnsanların halıya sürtündüklerinde oluşturdukları yük gibi, arılar da kanatlarını dakikada ortalama 12.000 kez çırparak kanat çevresinden vücutlarına uzanan bir elektromanyetik alan oluştururlar. Arıların vücutlarını çeviren kabuksu yapı mumsu bir özelliğe sahip olduğundan elektriği iletmez. Free University of Berlin’den Araştırmacı Randolf Menzel’e göre, bu özellikleri sayesinde, arılar bir nesneye konduğunda bile vücutlarındaki yük dağılmadan kalır. Oluşan bu elektrik alanının çiçeğin üzerindeki polenleri mıknatıslayarak, arıların bacaklarına yapışmasını kolaylaştırdığı biliniyordu. Elektromanyetik alanı iletişim kurmada kullanabilecekleri ise ancak Tesla’nın aklına gelebilirdi. Araştırma grubuna göre arılar kondukları çiçekte elektromanyetik alan değişimi oluşturuyor; çiçeğe sonradan konan arılar ise bu değişimi farkedip çiçekten ne zaman nektar toplandığı bilgisini hesaplayabiliyor. Elektromanyetizmanın arılarda yarattığı uyarı çok net bir şekilde ortaya konabiliyor. Şöyle ki, bir arının vücudunda oluşan elektrik alanının anteninde yarattığı bükülme oranı, aynı mesafedeki kanat çırpışından oluşan rüzgarın etkisinden 10 kat daha fazla. Yapılan deneysel çalışmalar yukarıdaki teorileri doğrular nitelikte. İletken duvarlı küçük bölmelere konan arılar, dış ortamdaki elektrik alanlarından izole ediliyor. Sonrasında elektrik yüklü bir çubuk arılara yaklaştırıldığında antenlerinin bükülmesine neden oluyor. Antenleri alınan arılara aynı deney uygulandığında ise Johnston organı denen, antenlerin kökünde bulunan sensör gruplarının hareketlerinde değişimler gözleniyor. Deneyler kompleksleştikçe, arıların elektromanyetizmaya tepkileri de daha detaylı incelenebiliyor. Örneğin belli bir elektrik alan şiddeti ve doğrultusunu teşhis edebilen arılara şekerli bir ödül verilen kontrollü deneyler, arıların alan şiddetlerini tespit etme hassasiyetini artırabiliyor. Bu minik ama kompleks organizmalar, gizemlerini korumaya devam edecekler gibi gözüküyor. Dünyanın en hızlı bilgisayarlarından biri saniyede 16 milyar aritmetik işlem yapabilirken, bal arısı aynı sürede 10 mikrowatt’tan daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk işlem yapma kapasitesine sahip. Kim bilir, belki de süper işlemcili beyinleri sayesinde yüzbinlerce yıldır kablosuz haberleşebiliyorlar.
Not:Bu yazı TBA facebookdan alıntıdır.

4 Ağustos 2013 Pazar

Yeni çekilişim: Bir makyaj ve bir kitap

kitap, makyaj ve 40 yaş: Yeni çekilişim: Bir makyaj ve bir kitap:    Merhaba,  blogda çok güzel bir çekiliş var hadi sizde katılın

Yoğun günler,Dedemin vefatı

bugünlerde yoğun günler yaşıyorum babamın babası (dedem) vefat etti dün o sebeple cenazeye katılmak için ve babama destek olmak için ordaydım.Zordu ölümle yüz yüze gelmek bir kere daha zordur bir kere daha acıttı canımı ve sevdiğim kim varsa onların şuanda bu dünyada olmadıklarını bilmek bir kere daha canımı yaktı kavurdu yüreğimi.Rabbim kimseye evlat acısı vermesin insan asıl ona nasıl dayanır bir anda onu düşündüm,
Sorguladım ve halen de sorguluyorum bu ara kitap okuyamıyorum daha çok şiir yazıyorum müzik dinliyorum halbuki tutunamayanlara başlamıştım ayın 9 unda teslim etmem lazım ama ben 200 de kaldım ve hiçokumak gelmiyor içimden kaç gün sürer bu sıkıntı bu sorgulama onu da bilmiyorum
bu ay bitenlerimi yazacaktım size onu da yazamadım umarım anlayışla karşılarsınız blogum boşken yorumlarınızı eksik etmezsiniz inşaAllah

1 Ağustos 2013 Perşembe

Film yabancı dizi anime ve kitap blogunun da 1.yıl çekilişi var.



Film yabancı dizi anime ve kitap blogunun da 1.yıl çekilişi var.
çekiliş hakkında bilgi için buraya bakabilirsiniz.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Kütüphane 3-

bunlarda yeni cicilerim
semavere başladım


Dik Halay

Canım malatyamın dik halayı kurban olurum oyununa toprağına taşına
ben sıkıldığımda özlediğimde genelde dinlerim halay dinlerim ve memleketimin tüm halaylarını ezbere bilirim bende ayrı bir meraktır halaylar yaşatmalıyız öğretmeliyiz çocuklarımız milli kültürümüzü bilerek büyümeliler ben böyle büyüdüm


belki memleketimden birileri beni okur dinler benimle yoldaş olur diye ekliyorum buyrun dinleyelim

tüm erzincan elazığ malatya adıyaman doğu ve güneydoğulu kardeşlerime selam yolluyorum ...diğerlerini elbet ayırmıyorum ama içinde memleket sevdası olarak şu halayları dinleyince insan böle oluyor işte :)


26 Temmuz 2013 Cuma

Ne Okuyorum 13



Eylül Akşamları....



Köşe başlarında oturdum elimde bir avuç dolusu gözyaşı 
Hasret pınarı misali.
Ne sevdamı anlatabildi ne de içimdeki bu gizli hasreti
Toprak kokusu var burnumda sanki onu özledim mi?
İşte yağmur şırıl şırıl yağıyor
Gözlerimde ve zihnimde sensizliğin yarası
Islatıyor bedenimi,yüreğimi temizliyor sanki
Gece şahit sevdanla ıslandığıma
Allah şahit bir tek seni aradığıma
Gözlerimde bir tek ,
o bir türlü kavuşamadığım suretin var.
Hep benimlesin sonbahar akşamlarının rıhtımında
Ve  ben hep seninleyim şu yağmurlu eylül akşamlarında....

Yazan Sinem Kurt

Günün Sözü

En Özelimsin




Her gecenin sabaha çıkacağını umur ederek uyumak
Gözlerimi kapadığımda bir tek senin düşüncenle avutmak yüreğimi
Sayısızca yıldızın arasında tek parlayan sensin diyebilmek...
Bir sır gibi dilimde hecesin
Hiç kuramadığım cümle
Hiç ulaşamadığım bir zirvesin
Sen benim ,en özelimsin.....

Yazan Sinem Kurt

Kürk Mantolu Madonna /Sabahattin Ali

Bir kitabın daha sonuna gelmiş bulunmaktayım aynı hızla İskender pala Od kitabına başladım şimdilik iyi gidiyor...




Kürk Mantolu Madonna nicedir okumak istediğim bir kitaptı ,Raif beye hayran kalmamak elimde değil öyle hüzünlü öyle güzel ve temiz bir ruhu var ki bunu kitabın en başından sezdim ,Sonunda yaşadıkları beni çok üzsede insan inanın üzülemiyor bile ya adam resmen kurtuldu diyebildim yani ki genelde ben hüzünlenirim özellikle hayatın getirdiği o en acı olayda .Çok fazla kitabın içeriğine dair size ip uçları vermek istemiyorum
Dili açısından değerlendirecek olursam ilginç bir sürükleyicilik var yer yer sıkılsam da sanırım dilin biraz ağır olmasından yani dönemin yazış tarzına bakılırsa sade bile denebilir ama biz alışmadığımız için .Yazarın kuyucaklı yusufunda sosyal konulara harika değinmişken bu kitap bir istek üzerine yazılmış aşk,hasret ve acı duygularının en güzel örneği diyebilirim

Duygusal bir moddaysanız kesinlikle okunmasını tavsiye ederim o dönemde :)


puanım



alıntılar

Dünyanın en basit ,en zavallı,hatta en ahmak adamı bile,insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!..Niçin bunu anlamakta bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?


"Maria" diye fısıldadım. "Nasıl oluyor da bir insan diğer bir insanı bu kadar çok mesut edebiliyor?.. İnsanın içinde ne müthiş kuvvetlerin saklı olması lazım!


"Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.

Bütün teessürlerimiz,inkisarlarımız,hiddetlerimiz karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık,beklenmedik taraflarınadır.Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?'


" Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum." Kürk Mantolu Madonna

ve en beğendiğim alıntı bu oldu benim
"Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır." 


Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.

Bu karanlık ve sıkıntılı manzara ne kadar güzeldi! İçime çektiğim bu ıslak hava ne kadar tazeydi! Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak...

Çek Git Yüreğimden !



Açma yüreğimi zehir akar gözyaşlarımdan,
Dert akar damla damla.
Bakma yüzüme yaşadıklarımı görürsün
Beni bana bırak ki görmeyesin,bilmeyesin
İçimde neler biriktirdiğimi
Taşıyamazsın
Yüklenemeyeceğin kadar
Yük olur omuzlarına
Tutma ellerimi,yakışmaz ellerine
Sevme yüreğimi sevme,
Ki hayat bana öğretsin bir daha sevmemeyi.
Bırak beni yoluma gideyim
Taşıdığım bu yürekle ve
Bu yüreğin taşıdıkları ile bırak
Ve arkanı dön veda etmeden çek git
Bir gemi ve ayrılık türküleriyle çek git yüreğimden sende.....

Yazan Sinem Kurt

duyuru...sildiğim yorumlar için özür dilerim

Arkadaşlar telefondan bğlandığım zamanlarda iki yorumu yanlışlık ile silmiş bulunmaktaym biri çanta biri kütüphane ccicileri konuma yazılmıştı o sebeple ki kişileri bilmediğim için sarılmalarını yanlış anlamalarını istemediğimden dolayı burdan duyuruyorum

25 Temmuz 2013 Perşembe

Çanta alışverişi

yeni bir çanta aldım bakalım sizde beğenecek misiniz ?


zevkimi de görmüş olursunuz hem :) böle zevkleri olan biriyim işte çok cafcaflı şeyler sevmiyorum sade olması lazım nedense kanım ısındı bu çantaya alıverdim normalde çok aşırı alışveriş eden müsrif biri değilimdir çantam varken iki üç tane bir dördüncüsünü almam ama buna dayanamadım :) yazlık bir çantaya ihtiyacım vardı iyide oldu


Kütüphane Cicileri 2




Fırında Kaşarlı Çanak Köfte

500 gr köftelik kıyma
soğan
sarımsak

karabiber
ekmek içi
azıcık sıvıyağ
kaşar rendesi
tuz(köfte için)

aynı köfte yapar gibi tek fark azıcık yağ olmasıdır köfte yapıyoruz içli köfte yapar gibi ortasını avuç içimizde baş parmağımız yardımıyla çanak şekli veriyoruz....siz resimdekinden daha büyük de yapabilirsiniz ki öyle yapın pişince onlar biraz ufalıyor benim ilk deneyimim di fotoğrafladığım.200 derece ısınmış fırına atıyoruz 15 dk sonra bakıyoruz muhtemelen pişmiş olur duruma bakın ,daha sonra rendelediğimiz kaşarları çanak köftelerin içine bolca koyup fırına veriyoruz tekrar üstü kızarana kadar bi beş dk falan daha pişiriyoruz.Ben az pişirdim çünkü eşim gelince tekrar bi ısıtacağım fırını o sebeple tam olarak kızarmadan aldım.Siz misafiriniz varsa zamanı tamsa nar gibi olunca kaşarlar alın ama çok fazla tutmayın çünkü köfteler sertleşir,

Üstüne isteğe bağlı servis ederken kırmızı pul biber atılabilir.

Afiyet olsun

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Ne okuyorum 12


ne zamandır kavuşmayı beklediğim kitabıma başladım hadi bakalım bitirmek ve yorumlamak da nasip olur inşaAllah


Bir Gün / Ayşe Kulin


Kürt kızı olan Zeliha ile Nevra nın yıllar sonra farklı konumlardayken buluşmalarını anlatıyor.Ayşe Kulin okumayı pek sevmesem de bu kitabı bana çok şey kattı hem içindeki güncel tarihi ve siyasi bilgiler hem de insanlık adına çok şey öğreten ve düşündüren bir kitap oldu
Kendimde bir Kürt kızı olarak aslında kürtlerinde ayrım içinde olduğu ve hepsinin aynı olmadığını ,aynı düşüncelerde olmadığını söylemeden geçemeceğim ki ben kürdüm demem,çekindiğimden değil Türkiye topraklarında yaşadığım için Türküm derim kökenimi sölemem gerekirse sölerim kürdüz diye.
Velhasılı kelam kitaba gelirsek ;konusu çok ilgimi çekti,kitap başlarından itibaren beni içine çekti,sürükleyici ve objektif bir bakış açısı ile yazmış yazar.Bazı yerlerde katılmadığım görüşler olsa da genel itibarı ile kitap düşündüklerime çok uyduğu için çok zevk alarak okudum ve bilgilendim.
Yakın tarihe ilgi duyan tüm dostlarımın okumasını isterim.Zelha ile Nevo nun hapishane de ki röportajından ve farklı bakış açılarını gözler önüne seren ortak payda buldurucu Bir Gün geçirmeleri ve o günde yaşananları anlatıyor.
Ben ilk başladığımda çok yorum yürütemesemde sonradan bu gazetecinin Ayşe Kulin ve bu kürt mahkum kızında Leyla Zana olduğunu düşündüm.
Ki öyle olduğu da söyleniyormuş tabi bilemiyorum yada o şekilde düşünülüp kurgulanmış da olabilir.

21 Temmuz 2013 Pazar

ORUCU BOZAN ŞEYLER..

ORUCU BOZAN ŞEYLER..




Ramazan orucunu bozup, yalnız kaza gerektiren şeyler:
1- Boğaza kar ve yağmur kaçması,
2- Astım spreyi kullanmak,
3- Zorla bozdurulmak,
4- Buruna sıvı ilaç koymak,
5- Burnuna kolonya çekmek, [Koklamak bozmaz.]
6- Mukimken oruca başlayıp, sefere çıkınca yiyip içmek,
7- Ud ağacının, amberle tütsülenip dumanının çekilmesi,
8- Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekmek,
9- Kulağın içine ilaç damlatmak, kulağı ilaçlı suyla yıkamak,
10- Derideki açık yaraya konan sıvı ilacın sindirim yoluna girmesi,
11- Vücuda ilaç şırınga etmek,
12- İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak,
13- Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması,
14- İmsak vaktinin bittiğini bilmeden yiyip içmek,
15- Güneş battı zannederek orucunu bozmak,
16- Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak,
17- Buruna çekilen suyun ağızdan çıkması,
18- Abdest alırken boğaza su kaçması, [Hanbelî’de bozmaz.]
19- Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilaç ve gıda olmayan şeyi yutmak,
20- Makattan veya kadınların önden fitil kullanması,
21- Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devam etmek,
22- İmsak vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasten bozması,
23- Denize girince veya guslederken makattan su girmesi, [Hanbelî’de bozmaz.]
24- Dil altına konan ilacı emmek,
25- Makata konan pamuğun veya başka şeyin hepsinin içeri girmesi,
26- Vücuda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması,
27- Lavman yaptırmak, [Mâlikî’de bozmaz.]
28- Özel olarak su buharı teneffüs etmek,
29- Burundan genze giden kanı yutmak,
30- Açlığa veya susuzluğa gerçekten dayanamayarak yiyip içmek,
31- Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak.